fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Kal !















Arkandan ağıt yaktırma bize , kal bu şehirde . Hem bak ben de senin gibi 2 kız babası oluyorum bugün 19/07.

6 Temmuz 2012 Cuma

5 çekicez !


























Bir derbi klasiğidir bu görüntü , dün akşam canadian tarafından eklenmiş eski zaman maçlarını izlerken gözüme çarptı . Bir takım çocuklar,adamlar vardı tellere yapışırdı eliyle 5 yapar sesini mikrofona duyurmaya çalışırdı "5 çekicez abi bu sefer 5 bak görürsün.." .

Teller kalktı , tellere yapışıp eliyle 5 işareti yapan çocuklar da kalktı.

3 Temmuz 2012 Salı

Olmasaydı böyle



Komplosu , adaletsizliği , düzmece mahkemesi , akbaba gibi üşüşen leş yiyicileri , jurnalci köpekleri , ciğerleri yakan biber gazları , hocası , maşası , hamsi kafası , yavşak medyası , birden peydah olan kanaat önderleri , twitter trend savaşçıları falan filan hepsi bir yana da bu renkler hapishane arabasıyla aynı kareye girmemeliydi , olmamalıydı.


26 Ağustos 2011 Cuma

kral




















ömrümün en güzel yılları sana hayran olmakla geçti

22 Mayıs 2011 Pazar

hep seni istedim


Senelerce hayalini kurduk şu takımın içinden çıkıp güvenebileceğimiz bir adam olsun istedik takımın başında. Sözleşmesindeki tazminat maddelerine değil kalbindeki renklere bağlı olacağımız bir hocamız olsun istedik. Seneler önce o muhteşem 95-96 şampiyonluk maçından sonra takımdan koparıldığında içimiz burulmuştu , futbolu bu takımda bıraksın diye istediğimiz adamlardan birisiydin , başka takımlarda oynarken de hocalık yaparken de göz ucuyla da olsa takip ederdik seni. Adına kitap yazıldığında da , hocalığı da bırakıp inzivaya çekildiğinde de takip etmekten sıkılmadık. Geçen sene takımda görev aldığında içimize soğuk bir su serpilir gibi olmuştu . Daum'un ikinci faciasından sonra sığınabileceğimiz tek liman olarak kaldığında bile hala sana inancımız tamdı . Bu sene başında takım bir türlü düzgün sonuçlar alamadığında da , internetten yazılı basına kadar herkes sana saydırırken de "kaybedeceksek aykut hocayla kaybedelim" diyenlerdendik. 

9 puan farkı kapatmasaydın , 18'de 17 maçı kazanmasaydın , aynı takımda hem oyuncu hem hoca olarak şampiyon olmuş birisi olarak tarihe ismini yazdırmasaydın , trabzonun geçen sene kapattığı o hesabı tekrar açmasaydın da seni sevecektik aykut hoca , ama bu şampiyonluk var ya çok güzel oldu sana olan sevgimiz bambaşka bir boyuta geçti . Sen bize hayallerimizi verdin senin de hayallerin gerçek olsun Aykut Hoca.

20 Şubat 2011 Pazar

Sardı korkular

















Niang'ın 3 bjk topçusunu peşine takıp attığı o depar mı yoksa Alexin 3 golü mü deseler kararsız kalırım ama bu sezonu 2003-2004'de pvh ile şampiyonluk gelen sezona benzeten olursa işte ona katılabilirim. 9 puan fark çok benzer , ligin ikinci yarısında takımda görülen düzelme benzer , her maçta bir şekilde skora etki eden lider oyuncu bulundurma özelliği benzer vs.vs. O donemlerde sıkı takipçisi ve katılımcısı olduğumuz tribundergi forumundan sevgili dost , kral fenerli lacivert ( king santillana ) tam o sezonda puan farkı kapanınca böyle bir başlık açmıştı da beşiktaş maçı ile birlikte "feneri şampiyon yapacaklar" zırvalarının artmaya başlamasıyla tekrar aklıma geldi .  

O günlerden beri 2006 ve 2010 facialarını yaşadığımız için son maçın son düdüğü çalınana kadar veya matematiksel olarak şampiyonluk garantilenmeden bir şey demeye tövbeliyim. Ama şampiyonluk bu kadroya çok yakışır , Zico'lu dönemden beri ilk defa hocasıyla topçusuyla (emre hariç ) ve biraz da oynadığı futbolla içime sinen bir kadro oluşuyor , bu sene olmazsa seneye de kabulum ama allah aşkına şu Niang'ın deparı gibi hareketlerden bizi mahrum etmeyin , güzel top oynayın arada kaybetseniz de olur bjk'a 4 atsanız da.

5 Şubat 2011 Cumartesi

etme eyleme














Pazartesi günleri en çok sana güvenirdik . O teknoloji fakirliğinde bir maçı naklen izlemeyi geçtim maç özetlerinde golleri izlemenin büyük mertebe sayıldığı pazar akşamlarından sıyrılıp  illet pazartesi sabahında okulun kapısından içeri girerken en çok güvendiğimiz adamdın sen . Girdiğimiz gireceğimiz her türlü futbol tartışmasında bir şekilde üstün çıkacaktık sen o formayı girdiğin sürece , adı konulmamış bir mutabakatın konusuydun sen . 

Böyle kalp krizi falan geçirme , o güzel günlerin bu kadar uzaklaştığını hatırlatma bize , yaşlandığımızı suratımıza vurma şeytan. Kaç kişi kaldı ki aziz yıldırımın karşısına çıkıp "fenerbahçe o zamanlarda büyüktü başkanım" diyecek , etme eyleme rıdvan transferinden önce gs forması giydiğin gibi bizi üzme.

19 Ocak 2011 Çarşamba

dünya bir yana sen bir yana
























sen benim şu dandik müzisyenlik hayatımda çalabildiğim en güzel akorsun .Benim La minörümsün her şarkım seninle başlıyor veya her şarkımın içinde sen geçiyorsun güzel kızım.

Hala müzikle uğraşsaydım mesela bir popçunun arkasında bas gitar çalsaydım veya eurovision'a katılacak kadar popüler bir rock grubuna kapağı atmış olsaydım büyük ihtimalle bir fender jazz bas'ım olurdu , böyle perdeleri silinmiş,boyası hafif dökülmüş tok sesli gümbür gümbür ton veren. Üstüne senin adını yazardım kesin bir de koluma ki sahnedeyken herkes senin adını okusun,öğrensin ve ezberlesin diye.

Ya da hayalini kurduğum gibi bir futbolcu olsaydım , orta sahada oyunu çift yönlü oynayabilen misal bir appiah gibi iniesta gibi. İngiltereye transfer olsaydım , senin doğumgününe denk gelseydi bir FA Cup maçı Nottingham Forest formasıyla harikalar yaratsaydım old trafford deplasmanında , sağdan gelen ortaya sol ayağımın dışıyla gelişine vurduğum top çatala vurup girseydi de tribüne koşarken formamı kaldırıp içime giydiğim ve üstünde senin güzel gözlerinin resmi olan tişörtümü gösterseydim , 1 gol 2 assistle maçın adamı olsaydım ertesi gün tüm spor sayfalarında 8 sütuna manşet olsaydım yine çıkar basın toplantısında senden bahsederdim  attığım her çalımı , her ara pası , topun etrafında dönüp pas verecek arkadaş aradığım her anı kızım için yaşıyorum derdim.

Ama gel gör ki güzel kızım bir masa başında sabahtan akşama kadar attığım imzalar , içine formül doldurduğum excel tabloları ve düzgünce istiflediğim klasörler arasında gelip geçen zamandan çalıp seninle daha çok birlikte olabilmenin hayalini kurabiliyorum sadece , sırf bu yüzden pazar sabahları erkenden birlikte uyandığımız anların değerini hiç bir şeye değişmiyorum.

güzel pişmiş bir tantuni, sert sulu yeşil erik, alexin yürüyerek attığı çalım, ibrahim kutluayın geri çekilerek attığı üçlük, sağlam bir pearl jam şarkısı, kadıkö-beşiktaş vapuru, taksim-bostancı dolmuşu, linux çalışan bilgisayar, eller cepte gezilen kadıköy sokakları, bir boris vian kitabı, darth vaderin ışın kılıcı, ari vatanen'in yanlayarak aldığı virajlar, eski maratonun yeri göğü inleten omuz omuza tezahüratı, cliff burton'ın bas soloları, sundance ödüllü tüm filmler, sarının yanında duran lacivert ve gökkubenin altındaki dünya bir yana sen bir yana güzel kızım , iyi ki doğdun 5 yıl önce bugün.

23 Aralık 2010 Perşembe

yakışır






















Rekorla bezenmiş bir final four yakışır , hem sana hem de bize. Sonrası allah kerim.

22 Kasım 2010 Pazartesi

2999...3000...3001....


















İstatistik hastası değilim , ama sırt da çevirmem . Kritik istatistik anlarında orda o anda bulunmak güzeldir. Kızım doğduğundan beri düzensiz olarak ayak bastığım fenerbahçe stadına sırf 3000. gole tanık olmak için gitmiştim. O golü atmak benim nazarımda 2 kişiye yakışırdı ; geldiği günden beri onca eleştiriye rağmen en faydalı yabancı oyuncu ünvanını elinde tutan ALEX ve yerinde sabır taşı olsa çatlayacak olmasına rağmen hala yedek kalan (ki bu yedeklik onun tüm potansiyelini yedi bitirdi) hatta yedek kulübesinden gol kralı olacak kadar da etkili bir nöbetçi golcü SEMİH. 

Benim gibi pek çok kişinin gönlünden geçen oldu ve 3.000 no'lu gol hanesine Alex yazıldı , biz onu zaten gönüllere çoktan yazıp etrafını kırmızı çerçeveye almıştık bile. Ne güzel yakıştı.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Gökhan ortaya






















Sağ bek mevkisi ona dar geliyor , bir kanat oyuncusu kadar hızlı atağa çıkabiliyor , bir orta saha oyuncusu kadar yerinde müdahale yapabiliyor , bir forvet gibi verkaç yapıp adam eksiltebiliyor ama mevkisi sağ bek. Genel anlamda takım oyununa görece az etkisi olabilecek mevkide oynayıp da maça bu kadar etki edebilecek bir seviyede futbol oynamak büyük başarıdır.

Benim aykut hocaya bir tavsiyem var , takımın son maçlarda nispeten daha derli toplu görünmesinin sebebi mehmet topuzun orta sahayı doldurabilecek performansı göstermesidir. Tabii orda emre b. gibi habire yerini kaybeden haybeden hamlelerle kendini sakatlayıp takımın düzenini bozan birisinin olması istikrar kavramından uzaklaştırıyor takımı. Türkiyede başarılı olmanın yolu etkili ve uyumlu stoper ikilisinin yanında iyi alan daraltıp kaptığı topu hızlı hücuma yönlendirebilecek ön libero ikilisinden de geçiyor. Eğer ısrar edilirse ve pozisyon bilgisini geliştirebilirse m. topuz bu ikilinin iyi bir seçimi olabilir. İşte bu ikinci seçim için ben keşke gökhan gönül olsa diyorum , emre b.'dan nesi eksik ? çabukluk mu ? yer tutma mı ? pozisyon bilgisi mi ? bence hiç bir eksiği yok. En büyük artısı da istikrarı emre gibi 3-5 maçta bir takımı eksik bırakma gibi bir durumu yok. Sağ bek  olarak zaten genç okan alkan var . Daha önce zico döneminde bir kaç defa stoper olarak oynamış ve  gayet de güzel götürmüştü orayı , bir selçuktan kötü ön libero olacağını da düşünmüyorum. Tutarsa süper bir kazanç olur takım adına en kritik bölgede en güvenilir adamın var daha ne istersin.

Aykut hoca duy sesimi elini korkak alıştırma en azından şu belalı türkiye kupasında yap bir kaç deneme , okan'ı da bir kere gösterdin çektin ayrıca ondan da rahatsız olduğumuzu bil.

23 Ekim 2010 Cumartesi

o sene bu sene şu sene - episode ?















gün gerçek fenerli olma günüdür
kaldı 1.

14 Ekim 2010 Perşembe

Ordaydık

Ordaydık ve bizzat yaşadık... 1-schumacher 2-ismail 3-k.şenol 4-nezihi.....

http://www.facebook.com/video/video.php?v=1684781282644

27 Eylül 2010 Pazartesi

aykut hoca'ya sorular #1


















Bu adama futbolcu diye 45 dakika nasıl dayandın ?

tekrar ali sami yen

















Fenerbahçe taraftarı olarak galiba son kez Ali Sami Yen stadına maça gidiyoruz. Normal şartlarda ezeli rakibin stadı olmasından dolayı zerre umursamamak lazım ama istanbulun futbol tarihi biraz değişik cereyan ettiği için Fenerbahçe stadı hariç diğer stadlar uzun seneler boyunca hep ortak kullanıma açık olmuş. Bir de yarı-yarıya veya gücü yeten stadı doldurur dönemlerinde büyük üstünlüğü olan Fenerbahçeliler için suyun karşı tarafındaki 2 stad İnönü ve ASY önemli anılarla doludur. Her ne kadar benim için izlediğim ilk Fenerbahçe ve derbi maçının oynandığı stad olan İnönü daha özel olsa da ASY stadının da hakkını vermek lazım.

Bugün futbolseverlik görevimiz icabı mecidiyeköy ziyaretimizi yapacağız. Takım ve futbol hakkında fikir yürütmenin gereği yok , stoch gol atsın yeter.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

gel değişelim

Sitenin veritabanı şifreleri dağıtınca zorunlu ara vermek zorunda kaldım , bu kadar üstünkörü tutulan bir blog olmasına rağmen onu bile kaybetmek insanı rahatsız ediyormuş kimbilir günde binlerce kişinin ziyaret ettiği bir site olsa ne yapar insan. Veritabanı şifrelerini kaybetmişken yeni bir şifrem oldu digiturkwebtv.com.tr adresinde . Bütün lig maçlarını komple paket olarak alıp web üzerinden izleyebiliyoruz , 2 maç izledim performans iyi ama bir gs veya bjk maçında bekleneni veremeyebilir bu sistem. Neyse fb-ts maçına giriş yapmadan önce bu kadar dolanmaya gerek yok aslında , benim için bu işin güzel tarafı evde laptop ile balkonda keyif çatarak , yeşil çay yudumlayarak maçları izleme şansım olacak bu sene bolca da yorumlama tabii ki.


  Rıdvan Dilmen "fenerbahçe de değişim başladı" diye bir cümle kurmuş , biraz fazla heyecanlı ve acele kurulmuş bir söylem geldi bana. Gerçekten bir değişim mi var ? yoksa "ya tutarsa"ya dayanan bir deneme yanılma çabaları mı ? Değişimi sadece oyuncu dizilişlerinde mi aramak lazım çünkü trabzon maçının ilk yarısındaki kadro geçen seneki oyuncuların aynısıydı yoksa takıma ve oyuna bakış açıları mı değişiyor tüm topçuların . Çok iddialı bir kelime değişim , hele de fenerbahçe gibi dalgalanmaya doğuştan meyilli bir camia'da kullanmadan önce kırk defa düşünülmesi gereken bir kelime değişim.

Değişim ile ilgili söyleyeceklerimizi saklı tutarak bu maça geçelim ; kadroyu ilk gördüğümde aykut hoca trabzonun orta sahasının çok etkin olacağını tahmin etmiş ve buna karşılık koşan , mücadeleci ve defansif özellikleri olanlardan kurulu bir orta saha ile bu etkinliğini azaltmayı düşünmüş dedim. Bu özelliklere uymayan efsane kaptan Alex böylelikle yedeğe çekilmiş oldu aslında bu bile yukarda bahsettiğimiz "değişim" çabalarının yeterli göstergesi sayılabilir aykut hoca için ama o kadar kolay değil bu iş. Gitsin kalsın nöbetçi olsun olmasın tartışmaları içinde futbol hayatı heba olan Semih'i de yeni transfer Niang ile birlikte ileri koyarak topu rakip yarı alanda daha fazla tutmak böylelikle daha çok hücumdaymış görüntüsü çizmek istemiş gibi görünüyordu. Her türlü taktik ve planı yerle bir edecek şekilde ilk 20 dk. da 2-0 geriye düşülmesi tabii ki aykut hocayı haksız konuma düşürdü. Semihin kendinden beklenmeyecek derecede hızlı ve düzgün top çevirmesi ile bulunan 1 gol umut ışığı oluyordu ki klasik türk usulü yan top pozisyonunda adam paylaşma beceriksizliğinden yenilen 3. gol yine aykut hocayı alıp karanlık kuyuların başına getirdi , yattara'nın başını çektiği trabzon forvetleri biraz daha acımasız olsaydı aykut hoca şimdi o karanlık kuyuların dibinde paok maçında alınacak süpriz bir galibiyet için dua ediyor olurdu . Hep ilk 11 hayali kurup da sonunda az buçuk da olsa ilk 11 istikrarı yakalarken sakatlanıp çıkmak Semih için ne kadar acı ise , Stoch ile derlenip toparlanan Fenerbahçe için o kadar iyi idi. Nitekim Stoch biz bir takım Fenerbahçelilerin yıllardır hayalini kurduğu , topu aldı mı doğru kaleye gidecek giderken de aralara dalıp dalıp rakip defansı sersemletecek bir "pırpır" oyuncu modeliydi ve beklentileri boşa çıkarmayacaktı. Güzel bir assist ile benim hala nasıl bu kadar şişirildiğini anlayamadığım m. topuzun skoru 3-2 ye getirmesini sağladı. Tabii bu "kardeşim Stoch her türlü ilk 11 başlar bu kadar" diye fırsat bekleyenlerin ekmeğine yağ sürmüş oldu. İlk yarının sonlarına bakıp ikinci yarı Fenerbahçenin bu maçı ikinci yarı lehine çevirebileceği söylenebilirdi ama ikinci yarı yine fırtına gibi bir Trabzon karşısında daha şanslı bir Fenerbahçe vardı . İlk yarıda olmayan pozisyonlardan yenen gollere karşılık ikinci yarı en net pozisyonlardan bir gol çıkmaması en kolay yoldan "şans" ile açıklanabilir. Çok kolay çalınmış bir penaltı ve onun da gayet güzel kurtarılmasını dışarda tutabiliriz. Maç 3-3 de bitebilirdi 6-2 de , her türlü sonuç makul görünecekti sonuçta pek alışılmadık derecede hareketli ve tempolu bir maçı kimse beklemiyordu ve umduğundan çok çıktığı için kimse bulduğuna itiraz etmezdi herhalde.

Tekrar değişime dönecek olursak , en basitinden bir işyerinde bir şeyleri değiştirmek zordur hele de orası senelerdir aynı işi yapan bir sürü kişiyle doluysa ve siz gelip o kişilere bundan sonra işleri şöyle yapmamız lazım derseniz varsa içlerinden en açık sözlüsü büyük ihtimalle size şunu soracaktır "ne gerek var ?" . Dışardan baktığınızda Fenerbahçe geçen sene şampiyonluğu karış farkıyla kaybetmiş bir takımdır en yakın rakibine 10 puan fark atmıştır , göreceli olarak başarılı sayılabilecek bir durumdadır , bu sene yine aynı tempoyu tuttursa ve biraz daha dikkatli olsa geçen sene karış farkıyla kaçan şampiyonluk pekala gelebilir , peki o zaman bu değişime ne gerek var ? Aykut hoca gereğinden fazla büyük bir işin altına girdi , daumun aldığı paranın 3'te 1'ine onun aldığı riskin 3 katını alıyor. İlk önce bütün bir camiayı olmasa bile bazı kesimleri "değişim" gerektiğine inandırmalı sonra da bu sürede kaybetmenin normal olduğuna .

Normal doğum çok sancılıdır ama sağlıklıdır , sezeryan en kısa yoldan olanıdır. Fenerbahçe sezeryan doğumların kulübüdür , ağrı eşiği düşüktür sancıya gelemez keser atar.

5 Ağustos 2010 Perşembe

mavi hap kırmızı hap


Gün bugündür , 12 eylül referandumundan bile daha çetrefilli ve gönül dağlayıcı bir seçimdir bu . 2 sevdiğin var , gönlünün kıyısında yer ayırdığın şimdi ikisini birden ya çöpe atacak ya da birini seçeceksin. Futbol medyasının önümüzdeki günlerde milyonlarca Fenerbahçeli'ye servis edeceği iki renkli hap , Alex mi ? Aykut mu ? herkes kendi Matrixini yaşasın bakalım . Young Boys maçını izlediğim kahvede arkamdaki adam 45 dakika boyunca "alexsiz olur mu be , çıkacak adam mı alex ya" diye  söylenip durmasından tırsmıştım çünkü o kahve gibi onbinlerce kahve ve her birinin içinde futbol medyasının zihniyet temelini oluşturan yüzbinlerce söylenen adam var. Stada gelen homurdanma makinalarını saymıyorum bile.


Daha önce defalarca alex koşmuyor , takımı 1 kişi eksik bırakıyor diye yazıp çizenler önümüze alex'in istatistiklerini koyacaklar üstüne de türkiye'ye gelmiş en faydalı yabancı oyuncu sosu döküp süsleyecekler ve karşılığında da aykut kocaman'ın hocalık kariyerinin aslında fenerbahçe için yeterli olmadığını , yıldız futbolcuları idare edecek karizmasının olmadığını ve cesur kararlar veremediğini öne sürecekler. Cesur karar almanın alex'i oyundan çıkarmak olmadığını bunun takımın dengelerini bozduğunu ve en büyük zararın da aykut kocamanın kendisinin çekeceğini falan söyleyecekler. Bunların üstüne takımdaki karaktersiz topçuların iki adım önündeki topa girmeyip kıçını başını sallayarak sahada gezinmeleri de eklenince gelecek bir kaç mağlubiyet ile içtiğimiz hap midemize oturacak. Aykut Kocaman'a bir elveda selamı çakan fenerbahçe taraftarı yeni disiplinli(!) hoca ile güzel skorlara yelken açacak , gemiyi hiç terketmeyen kaptanı(!) ile.


Bu olasılığı çok yüksek olan senaryo , ihtimali düşük de olsa başka bir senaryo  da var . Onu biraz daha saklayıp olur da bir mucize olursa "şerrefsizim ben düşündüydüm aha taslak olarak yazı bile yazdıydım" demek için kenara koyuyorum.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Nasıl olacak ki ?


Eski avrupa maçlarına benzedi dünkü maç , rakip sağdan soldan ortadan tepeden her yerden saldırır 3-4 tane atınca da rahatlar yedekleri sokar onlarda bir hınçla ataklara katılır ama ilahlar korurdu kalemizi. Dün de ilahlık rolüne soyunan volkan vardı , penaltıyı da çıkartsa bir tane de isviçre panterimiz olurdu. 2 tane çok iyi onun dışında çok kötü 9 tane adam vardı sahada. Aykut hocanın işi zor , çok zor nerden tutsan elinde kalıyor takım . Ama buna rağmen yine de avrupa kupalarında deplasmanda kaybetmeme serisine devam etti hatta o dandik penaltı olmasaydı galip bile gelebilirdi , evet burda bir takım kötü oynadığı maçları bile kazanabiliyorsa... diye başlayan klişeyi yerleştirebiliriz ama tam oturmaz . Takımın hücum gücü iyi bence , Stoch üstüne bu sene en az 3-5 yazı yazdırıcak kalitede ve etkide biri gibi duruyor. Dia da aynı etkiyi yapacaktır ve ben genel kanının aksine hücuma yönelik oyunda hızlı ataklarda Alexin çok daha etkili olabileceğini düşünüyorum. Strese girmediği zamanlarda hemen her takıma karşı mutlaka golü bulacaktır Fenerbahçe , ancak golü attıktan sonra ortayı ve arkayı nasıl dolduracak o sorun. Mecburiyetten dolayı 10 kişi kalınca takım savunması psikolojik olarak yerleşiyor ve görece başarılı olabiliyor takım ama 11-11 olduğunda daha çok hücum yapma ihtiyacı hissettiğinde işler kötü çünkü hücum ile defans arasında koca bir tarla kadar boşluk oluyor , burayı dolduracak kapasitede bir aurelio-appiah ikilisi yaratılmadığı sürece bol gollü maçlara tanık oluruz.


Emre sakat olmadığı sürece takımdan kesilmesinin teknik ve taktik olarak mümkünatı yok o zaman emre'nin sağına veya soluna artık neresine yerleşecekse sağlam bir dinamo koymak lazım eldeki kadroda böyle biri çıkar mı ? Zor dostum zor şarkısını playlist'e alıyoruz hemen . Defans Lugano ve G.Gönül dışında elle tutulur bir tarafı olmayan yapısıyla fazlasıyla heyecanlandırıyor insanı , young boys maçı çok güzel bir örnek oldu bu heyecana ama bir sezon çekilecek türden değil bu evde parçalayacak yastık kalmaz yoksa devre arasına kadar. Defans yapmayı gerek fiziksel gerekse mental açıdan beceremeyen bir futbol kültürümüz olduğu için bizim ligimizde biraz sağlam ön liberolar ve onların arkasında savrulmayan stoperleri denkleştiren her takım şampiyonluğa uzanabiliyor , Fenerbahçe şu an itibariyle arkası sağlam bir takım olmaktan fersah fersah uzak , sadece Lugano ve G.Gönül ile çözülecek türden  bir sorun da değil ; aurelio'dan beri ortadaki tarlayı ekip biçecek adam kadrosunu tam anlamıyla dolduramıyorlar . Bu alan gerektiği gibi dolmayınca defans en kral stoperler ile dolu olsa misal lugano-terry gibi akıllara zarar bir ikili oluşturmuş olsa bile  kevgire dönme ihtimali oldukça yüksek oluyor .


Evet kilit adam rolünü yine hiç sevmediğim halde emre b.'ye biçmek zorundayım ve bütün karın ağrım bu yüzdendir. Bakalım aykut hoca'nın mülayim duruşu mahallenin şımarık çocuğu modelindeki emre b.'yi yola getirip istikrarlı ve verimli bir ön libero haline getirecek mi ? hatta bununla yetinmeyip yardımlaşması ve takım oyunu mantalitesini geliştirip yanına gelecek vasatın biraz üstü m.topuz veya selçuk gibi oyuncuları basamak atlatacak mı ? ve en önemlisi de emre b.'nin yükselişi ile birlikte fenerbahçe diyelim ki şampiyonlar liginde gruplara kalırsa , hadi biraz daha abartalım gruptan çıkarsa falan tribünde mesela ben emre'ye tezahürat edecek miyim ? Yazıyı ister istemez emre eksenine kaydırdım ama emre ve yanındaki adam her maç 3 kişilik top oynamadığı sürece takım tel tel dökülecek , volkan -biraz da mecburiyetten- en iyi sezonlarından birini geçirecek , alexin takımı eksik bıraktığı tartışmaları iyice alevlenip belki de yedeğe çekilmesi gerekecek , takım kötü giderse lugano sezon ortasında kapağı başka bir takıma armak için figerin fitilini ateşleyecek , taraftar selçuk , bekir ve bilicaya saydırmaktan arta kalan vaktinde Stoch için pankartlar açacak ( dia da bu kontenjana adaydır ). Aykut hoca da öğütme makinemizin nadide dişlileri arasından kurtarabildikleri ile tanıl bora deyimiyle bir başaltı takıma zıplayacağı zamanı kollayacak. diyorum evet.

17 Haziran 2010 Perşembe

hiç bir şey olmamış gibi


Sanki o maç öyle bitmedi , bu kulübün tarihindeki en acılı günlerden birisi daha hiç yaşanmadı. Sanki ne bileyim o stad hiç yakılmamış gibi . O akşam stadın etrafında  yaşananlar hiç olmamış gibi , sanki o takımı ben piç etmişim de şampiyonluğu soytarı bir şekilde kaybetmişim gibi.


20 Mayıs 2010 Perşembe

senden önce senden sonra


seninle ortak noktalarımız var başkan , fenerbahçeliyiz ve şeker hastasıyız. Vücudumuz yavaş yavaş eriyor ve senin de benim de yaşlılığım diğer insanlardan daha zor olacak , bunu şimdiden bilmek insanı rahatsız ediyor , adaletsizlik duygusunu körüklüyor . Ama senin işin de benden zor başkan , ben bir hata yaptığım zaman veya çuvallama ihtimalim olduğunu gördüğümde geri çekiliyorum , kaybedeceğim çok büyük olmayacağı için vazgeçebilme imkanım daha çok ;  şekerim çıkmıyor böylece . Biliyorum senin öyle değil sorumluluğun daha büyük , işler boka sararsa kaybedeceğin de büyük , karşılaştığın sinir ve stres kat kat büyük ama itiraf et başkan senin kazancın da büyük bu işlerden sen ticaret adamısın kazancın olmasa niye durasın buralarda ? Niye habire şekerini yükseltip yükseltip daumu'u guiza'yı başımıza musallat edesin ? Tabii biz işin o kadar detayını gelirini giderini bilemeyiz ama koca nato müteahhiti olarak senin bir hesabın vardır . Hesapsız kitapsız işe girişmezsin ama şanssızsın be başkan hesapların bağdattan dönmekten bıktı , işgal bitse de ırak normale dönse bağdat'a yerleşsek derdinde. Hesap yapma başkan bırak oluruna , para kaptırmıycam diye inat ettin tuncayı gönderdin forvet hattı iflah olmadı kezmandan kaçarken guizaya tutulduk. 3 sene şampiyon oluruz dedin , bu kulübe tarihindeki en büyük acıyı son maçta şampiyonluk kaptırma acısını yaşatan hoca'yı da hesap kitap işine kattın . O adam uğursuz başkanım , allahı kitabı para onun , para verip ciğerimizi yakmak gibi saplantılı bir ruh haline niye sokuyorsun bizi başkan ? Biz sana ne yaptık ? Yeri geldi el salla diye tribünden boğazımızı yırtmadık mı ? yeri geldi internet aleminde seninle dalga geçenlere karşı cansiperane savunmadık mı ? Senin yaptığın işe bak . Sanki başka takım yokmuş gibi gidip trabzonspor maçında şampiyonluğu veriyorsun. Evet sen oynamadın o sahada ama o direkler , o taç çizgisi , tribünler ve localar ve o 9 numara senin eserin değil mi ? O sahadaki fenerbahçeye ait herşey senin ve yönetimin yediği halt değil mi ? Abuk subuk yerlerde bağırttığın anonsçu senin değil mi başkan ?


Bütün herşeyin sorumlusu iken nasıl böyle sıyrılıyorsun başkan sen esas bunu anlat bize Rüştü'nün telefon görüşmelerini değil . Hem herşeyin en merkezinde olup da hiç bir şeyle alakan yokmuş gibi hallere nasıl giriyorsun ? kendini ve etrafını nasıl inandırıyorsun buna ? benim en çok merak ettiğim şeylerin başında bu geliyor. Bir de niye herşeyi içine attığını merak ediyorum başkan senin . Hep çok şey biliyorsun ama söylemiyorsun bize , paylaşmıyorsun. Denizli faciasının yaklaştığını biliyordun ama hiç renk vermedin , kimin nasıl hakem ayarladığını biliyorsun hangi hakemin kime,neye hizmet edeceğini biliyorsun , bir kulüp başkanı demeç verdiğinde kime ne mesaj gittiğini biliyorsun, şike teşvik ıvız zıvır hangi kulübün antreman sahasında ne dönüyor haberin var , hangi karanlık bulutlar şu canım futbol alemini kirletiyor biliyorsun da niye bunları çanak çömlek patlayınca çıkıp kızara bozara anlatıyorsun ? Bunca senelik yöneticisin başkan artık olayların önüne geçme vakti gelmedi mi ? Bildiklerimi anlatsam çok can yanar tavırlarından yorulmadın mı , yoksa istifa edip döne döne yalama mı oldu hepsi ? Aslında hiç birşey bilmeyip bizi mi kekliyorsun başkan.Daha ne kadar travma yaşatacaksın bize başkan ? Senin herkesle hır gür içinde yaşayacak gücün kudretin var ama bizim yok . Alışkınız aslında kaos içinde geçen günlere ama senin yarattığın kaos farklı be başkan , tarifi yok dibi, ucu bucağı yok . Her gün daha da zırvalar hale geliyoruz.Biz zırvaladıkça sen o koltuğa daha da yapışıyorsun biliyorum , böyle bir şampiyonluk kaçtı diye istifa edecek , bırakıp gidecek adam değilsin sen başkan. Benim ki fakir avuntusu yazıp yazıp siliyoruz işte , bunlar da aradan kaçıp kurtulan cümleler.


Yaşımız tutuyor senden öncesini gördük başkan senden sonrasını da görmek istiyoruz , nasıl olsa hepimiz fenerliyiz yine karşılaşırız , locanın birinden el sallarsın belli mi olur.