müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2012 Çarşamba

4 tel yeter



























Evet , gerçekten yeter.

6 Temmuz 2012 Cuma

Sana basçı diyenin a...



marcus miller istanbul'a gelip , okay temiz burhan öçal ve hüsnü şenlendirici ile konser verdiği anda 200 kişinin bordrosunu yapmak için fazla mesaiye kalırsın . seçtiğin hayatı yaşarsın.

19 Ocak 2011 Çarşamba

dünya bir yana sen bir yana
























sen benim şu dandik müzisyenlik hayatımda çalabildiğim en güzel akorsun .Benim La minörümsün her şarkım seninle başlıyor veya her şarkımın içinde sen geçiyorsun güzel kızım.

Hala müzikle uğraşsaydım mesela bir popçunun arkasında bas gitar çalsaydım veya eurovision'a katılacak kadar popüler bir rock grubuna kapağı atmış olsaydım büyük ihtimalle bir fender jazz bas'ım olurdu , böyle perdeleri silinmiş,boyası hafif dökülmüş tok sesli gümbür gümbür ton veren. Üstüne senin adını yazardım kesin bir de koluma ki sahnedeyken herkes senin adını okusun,öğrensin ve ezberlesin diye.

Ya da hayalini kurduğum gibi bir futbolcu olsaydım , orta sahada oyunu çift yönlü oynayabilen misal bir appiah gibi iniesta gibi. İngiltereye transfer olsaydım , senin doğumgününe denk gelseydi bir FA Cup maçı Nottingham Forest formasıyla harikalar yaratsaydım old trafford deplasmanında , sağdan gelen ortaya sol ayağımın dışıyla gelişine vurduğum top çatala vurup girseydi de tribüne koşarken formamı kaldırıp içime giydiğim ve üstünde senin güzel gözlerinin resmi olan tişörtümü gösterseydim , 1 gol 2 assistle maçın adamı olsaydım ertesi gün tüm spor sayfalarında 8 sütuna manşet olsaydım yine çıkar basın toplantısında senden bahsederdim  attığım her çalımı , her ara pası , topun etrafında dönüp pas verecek arkadaş aradığım her anı kızım için yaşıyorum derdim.

Ama gel gör ki güzel kızım bir masa başında sabahtan akşama kadar attığım imzalar , içine formül doldurduğum excel tabloları ve düzgünce istiflediğim klasörler arasında gelip geçen zamandan çalıp seninle daha çok birlikte olabilmenin hayalini kurabiliyorum sadece , sırf bu yüzden pazar sabahları erkenden birlikte uyandığımız anların değerini hiç bir şeye değişmiyorum.

güzel pişmiş bir tantuni, sert sulu yeşil erik, alexin yürüyerek attığı çalım, ibrahim kutluayın geri çekilerek attığı üçlük, sağlam bir pearl jam şarkısı, kadıkö-beşiktaş vapuru, taksim-bostancı dolmuşu, linux çalışan bilgisayar, eller cepte gezilen kadıköy sokakları, bir boris vian kitabı, darth vaderin ışın kılıcı, ari vatanen'in yanlayarak aldığı virajlar, eski maratonun yeri göğü inleten omuz omuza tezahüratı, cliff burton'ın bas soloları, sundance ödüllü tüm filmler, sarının yanında duran lacivert ve gökkubenin altındaki dünya bir yana sen bir yana güzel kızım , iyi ki doğdun 5 yıl önce bugün.

4 Aralık 2010 Cumartesi

İspirtolu kalem ile pilin ömrünü uzatırken

Bu akşam genelde pek yapmadığım şekilde youtube sitesinde eski müzik gruplarının videolarını izlerken aklıma geldi , walkman ve cebimizde , çantamızda bir sürü kaset ile birlikte gezerken yaşadığımız en büyük sorun pilin ömrünün bitmesiydi . Şarjlı pilleri keşfetmemiş veya ekonomik olarak altına girecek kadar kendimizi kalantor hissetmediğimizden olsa gerek 4'lü kalem pil poşetlerini yırtarak pilleri açmaktan büyük zevk alıyorduk(m). Esasında yolda yürürken  walkmanin pili biter veya azalmaya başlarsa yapacak bir şey yoktur , en fazla pilleri üstüne başına sürer veya biraz dişleyerek bir süre daha , en azından şarkı bitene kadar idare etmesini bekleyebilirsin. Önemli olan o duruma gelmeden tedbiri almaktır , bu tedbir de ancak aşağıdaki resimdeki materyal ile olabilir. 
Bir walkman , bir kaset ve bir ispirtolu kalem ( rengi farketmez ) Walkman en çok kasedi ileri-geri sararken enerji harcar. İşte bunun önüne geçmek için bir ispirtolu kalemin eşsiz dostluğundan faydalanıyoruz. Bu dostluk bizi çok zaman 6 lı pil paketleri almaktan kurtarmıştır.
Yukarda behsettiğimiz dostluk kalemin kapağını çıkartıp kasetin sarma makaralarından birine tam olarak yerleştirilmesi ile başlar. Tam olarak oturması lazım ki hızlı çevirmelerde kaset fırlayıp gitmesin. Hangi makaraya kalemin yerleşeceği ve hangi yöne çevirme konusu apayrı bir açıklayıcı yazı gerektirir. Kasetin  A ve B yüzünün hangisi olduğunu bilmek , dinlemek istediğimiz şarkının da kaçıncı sırada olduğunu bu kalemin hangi makaraya yerleşecğine karar verirken bize yardım edecek olan bilgilerdir.

Kalemi düzgünce yerleştirdikten sonra elimizle kalemi tutup , kasedi düzgün şekilde kendi ekseni etrafında tur atacak şekilde çevre şartlarını düzenliyoruz. Aşağıdaki resimde görüleceği gibi kasedin içine yerleşmiş kalemi tek elle tutmak daha makbuldur , iki elle tutmak döndürme aşamasında sıkıntı yaratacaktır.
Bu şekilde kalemden sıkıca kavradığımız kaset için artık beklenen an gelmiştir , walkmanin piline en ufak bir halel getirmeden kendini başa saracak ve istediğimiz şarkıyı tekrar tekrar izlememizi sağlayacaktır (her nekadar bunları bir laptop ile yazsam da yazının içeriğinde ne bilgisayar ne de internetin varlığından haberdar değiliz bu yüzden bir kasette istediğin şarkıyı denk getirmenin ne muazzam bir başarı olduğunu anlatma ihtiyacı duymuyorum)
Aynen yukardaki resimde görüldüğü şekilde kasedi hızlıca kendi ekseni etrafında döndürüp başa sarılmasını sağlıyoruz. Hayatında hiç kaset dinlememiş birisi için başa sarmak deyimi garip kaçmaktadır biliyorum. kısaca izah edecek olursak kasetlerin A ve B olmak üzere iki tarafı vardı , genelde toplam şarkı sayısına göre yarısı A yüzünde yarısı da B yüzünde olurdu. A yüzüne albümün en gaz ve tutacak parçaları konulur B yüzüne ise biraz da kenarda kalmış olanlar konulurdu. CD ile birlikte bu A - B yüzü diye bir kavram kalmamış oldu . Ortalama bir 60 lık kasedi 2 dk. civarında kalemle geri sarabildiğimi hatırlıyorum ama belki daha kısa veya uzun olabilir , ayrıca bundan kime ne nasıl olsa pil ömründen yemiyoruz . Sarma işlemi bittiğinde aşağaki gibi olması lazım kasetimizin.
Örnek için seçtiğim kaset Savatage "Gutter Ballet" , bu kasedi aldığımda daha milenyum devrilmemişti , aykut kocaman hala fenerbahçenin gol yollarında en etkili silahtı  , internet diye bir şeyi duyardık bir de cep telefonlarını takozdan yapıyorlardı henüz. 

O gün bugündür hala saklarım bu kasedi.




rools , fools.



Daha da böylesi gelmedi , gelmez . 80'lerden 90'lara geçtiğimiz , mega bass walkman'in pili bitmesin diye elimizde tükenmez kalemle kasetleri başa aldığımız o acaip dönemlerde çıkmış en sağlam gruplardandı Dr.Skull. Bursa'da Volvox ile verdikleri konser efsanedir , harbiye açıkhavada Pentagram ile verdikleri konsere 5 bine yakın izleyici geldiği söylenirdi bir başka efsane , kült konser de moda sineması konseriydi Dr. Skull'ın çıktığı . Rockncoke gibi armut piş ağzıma düş , her türlü aktivitesi hazır ve nazır konserler değildi onlar , sound check en az 2 saat süren habire yeterli jack bulunmayan veya uzatma kablosu unutulan , patlak monitörlerle duymadan etmeden çalınan konserlerdi . Bugün sonisphere'de en büyük grupları izleyebiliyorsak Dr.Skull ve diğerlerinin o acaip dönemlerdeki konserleri sayesinde olmuştur. 

Evet diyeceğim o ki Dr.Skull tekrar müziğe dönse ve Sonisphere'de Iron Maiden alt grubu olarak çıksa diye bir hayal kurarak yazdım bunları.

7 Ekim 2010 Perşembe

dört koldan birden


BASS SOLO from Daniel Picolo on Vimeo.

geceyarısı molası... 00:23

6 Eylül 2010 Pazartesi

you too



Dunya Bono gibi "hesapta" bir aktivistin bile bir takiyyeci karsisinda el pence divan durabildigi kadar gotu basi oynayan bir gezegendir / zoban

31 Ağustos 2010 Salı

6 Ağustos 2010 Cuma

wait for me moby





bir cumartesi sabahı , moby ile .



29 Haziran 2010 Salı

Ordaydık , sonisphere'in ortasında.

Sonisphere istanbul

İlk stadyum konserimin üstünden tam 17 sene geçmiş . Gardolabımda özenle seçtiğimiz tişörtlerin yerini değişik desenli kravatlar , ayakkabı rengiyle uyumlu kemerler ve hatta bir kaç tane gümüş rengi kol düğmeleri bile doldurmuş halde. Ama hala kasetlerim için 2 raf ayırıyorum , evet hala kaset dinliyorum ve hatta hala güzel bir deck ile sistem kurmayı düşünüyorum.Ve hala müzik hele de büyük bir konser dendi miydi bukalemun misali kabuk değiştiriyorum.Sandıkta özenle saklanan çeyizlik el işlemelerini günyüzüne çıkartan bir anne edasıyla çıkartıyorum kendimi içerden biryerlerden.


Konser ile müziğin çok doğru orantılı olduğunu düşünmüyorum hele de rock konserleri için orda bulunmak , bulunmuş olmak için gitmek daha ağır basıyor sanki. Büyük stad konserlerinde hiç de temiz ve güzel bir sound'a denk gelmedim ama orda çalan insanları görmek güzeldir her zaman. Apartman misali dizilmiş hoparlörlere maruz kalmak zordur , yorucudur insanın kafasını kazan gibi yapar . Güzel müzik dinlemek isteyen gitmesin stadda konsere , dayanabilecek olan gitsin. Bu yüzden birileri ile konsere hele de stad konserine gideceksem önceden mutlaka uyarırım "bak orda şöyle oldu böyle oldu ses rahatsız etti , başım ağrıdı yoruldum falan dinlemem" diye . Ben genellikle erken girip yavaş yavaş , alt gruplar çıkıp indikçe öne doğru ilerler ve esas grup çıktığında ise güzel şöyle hafif çapraz ama önlerde bir yere konuşlanmış olmayı severim. Bu da zahmetlidir biraz . Grupların gaz parçalarındaki dalgalanmaları falan atlatmak , pogo kalabalıklarından zararsızca sıyrılabilmek maharet ister , tecrübe ister.


Sonisphere festivalini duyduğumda oha demiştim ilk olarak , bunca sene envai çeşit ortamda kim kimden daha iyi tartışmaları yaptığımız grupların sırayla istanbulda sahneye çıkacak olması tarif edilemez bir duyguydu. Hayatımızın kaç senesi kantin köşelerinde , dolmuş koltuklarında kalbimizi heavy metal aşkıyla doldurmak için kulağımızda walkman dizimizde doğal baterimizle geçti. Ah o çift krosun bir motor temposunda koşturması , adamı alıp duvara çarpan distorşınla kaplanmış gitar riffleri , hepsi hücrelerimizin duvarlarına öyle yazılmış ki 40'a merdiven dayamışken bile evi barkı ve o dayadığımız merdiveni bırakıp sonisphere'e koştuk.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Mahşerin 4 atlısıyla yüzleşirken





Kim verecek bu boyun fıtıklarının hesabını ?

kaldı 5

25 Mart 2010 Perşembe

kontrol altında



müzik dergilerinde hep isimlerine denk gelirdim , dinlememiştim. Hızlı yaşa genç öl'e uyan bir solistleri varmış .

Güzel film

Güzel grup

4 Mart 2010 Perşembe

oha sonisphere



bu gruplara bu müziğe bir ömür feda ettik , dünya gözüyle hepsini bir arada görüp defteri kapatmak lazım.

26 Şubat 2010 Cuma

top 5

[caption id="attachment_558" align="alignleft" width="240" caption="müziği bunlarla dinlemek lazım"][/caption]

.ironmaiden.lonelinessofthe longdistancerunner

.sagopakajmer.benhüsranakomşuyum

.prince.whendovescry

.savatage.allthatIbleed

.redd.falanfilan



23 Kasım 2009 Pazartesi

anestezi

 

rickenbacker bas'ı olup da vermeyenin...

13 Kasım 2009 Cuma

3 Kasım 2009 Salı

anger is a gift

02

Until ya mind is locked in
Believin' all the lies that they're tellin' ya
Buyin' all the products that they're sellin' ya
They say jump and ya say how high
Ya brain-dead
Ya gotta fuckin' bullet in ya head





U2 biletleri 1 sene önceden satışa çıktı da bileti hiç satılmayacak olanları neyleyelim ? Her sabah 09:10 civarlarında işyerinde ratm dinlemek gibi bir kurumsal kültür geliştirdim sonuçlarını bir kaç güne almaya başlarım artık.

12 Ekim 2009 Pazartesi

fa anahtarı

basGitar

selam olsun fa anahtarında gezinerek bas gitar çalanlara.

13 Ağustos 2009 Perşembe

solo

0000025018

Lester William Polsfuss zatürreden ölmüş , 94 yaşındayken . Dünyada bilinen ismiyle Les Paul  yani şu meşhur yuvarlak hatlı , büyük ses/ton düğmeli , en can alıcı soloların atıldığı Gibson Les Paul marka gitarları yaratan adam.

Açık konuşmak gerekirse ben böyle bir adamın var olduğunu ve hala da yaşadığını bilmiyordum , Les Paul markasının Gibson şirketinin pazarlamacıları tarafından uydurulmuş bir isim olduğunu sanıyordum , hiç de araştırmamışım neden bu isim nerde geliyor nereye gidiyor diye .

Toprağı bol , mekanı cennet olsun .