18 Temmuz 2012 Çarşamba
Kal !
Arkandan ağıt yaktırma bize , kal bu şehirde . Hem bak ben de senin gibi 2 kız babası oluyorum bugün 19/07.
19 Ocak 2011 Çarşamba
dünya bir yana sen bir yana
sen benim şu dandik müzisyenlik hayatımda çalabildiğim en güzel akorsun .Benim La minörümsün her şarkım seninle başlıyor veya her şarkımın içinde sen geçiyorsun güzel kızım.
26 Kasım 2010 Cuma
Kızlarının elinden tutabilen babalar ve Alex
Bir baba için kızının elini tutmak bir kız çocuk için de babasının elini tutmak tarif edilmez bir şeydir. O ufacık elin sıcaklığı , sizin canınızdan kanınızdan olma bir varlık olduğunu hatırlatır daha sıkı tutma isteği uyandırır. 5 senedir kız babası olanlara karşı zaafım var , bir yoldaş bir arkadaş gibi görüyorum hepsini.Hangi sosyal statüde olursak olalım kaderimiz aynı olduğundan belki de , yıllarca gözünden bile sakınıp büyüteceksin ve bir gün senden daha çok sevdiği bir adam bulacak ve onunla birlikte gidecek , işte benim ve alexin ve bir sürü kız babasının kaderi. Akşam akşam twitter'da bir mesajda alexin kızlarıyla çekilmiş fotografını görünce kafama doluştu yine bu saplantılar . Zorlamayla da olsa alex ile bir ortak noktamız var diye sevinsem mi , kız babasının değişmez evrensel yazgısını hatırlamış olmaktan dolayı üzülsem mi karar veremedim. Ama şunu farkettim ki alex bu sene gözüm(üz)e daha bir farklı görünüyor sanki , daha samimi , daha içten daha farklı bir havası var . Bu sene ilk kez bu kadar yedek kalmasından mıdır , ya da sene sonunda ayrılma ihtimalinin her seneden daha fazla olmasından mıdır nedir ayrılık günü yaklaşan iki dost gibi birbirimize daha çok yakınlaşmak için debeleniyoruz ( ya da ben böyle hissediyorum). İtiraf edeyim ben alexi ilk geldiği dönemde hiç sevmemiştim , çünkü alexin gelişi pierre van hoijdonk'un gidişini hızlandırmıştı , oysa ben pierre'in bir efsane gibi bu takımda futbolu bırakmasını ve teknik ekibe geçmesini beklerdim.Aslında alex ve pierre harika bir hücum gücü oluştururdu ama daum dengesizi böyle bir kadro zenginliğini uzun süre hazmedemezdi.Nitekim en fazla 1 sene aynı kadroda yeraldılar ve pierre takımdan ayrıldı meydan alexe kaldı. Çünkü daumun oyun kurgusunda pierre gibi eleştiren saha içi lidere yer yoktu .Evet kendimce kurguladığım bu sebep-sonuç teorisinden dolayı alexi sevemedim uzun süre hatta tüm seviyesizliğimle küçük maçların büyük topçusu koşmayan alex deyimine bile katıldığım oldu . Biraz daha ileri gideyim 3-3lük schalke maçındaki oyunuyla kendisine hayran kaldığım lincoln için keşke alexin yerinde o olsaydı diye iç geçirdiğim bile oldu ( allahtan gs'a geldi de gerçek yüzünü gördük ) . Brezilya çetesi kurup Anelka'ya top oynatmadı diye küfür ettiğim bile oldu. Ama bu sene farklı işte , sırf şu fotografın hatrına bile kalbimdeki efsane futbolcular dizinine alex için bir klasör açabilirim , ister milyon dolarlık bir şirkette yönetici olsun ister yeşil sahalarda istatistik kralı isterse bir çay ocağında garson ; kızının elinden tutan baba'ya karşı zaafım var . Ben kızımın elinden tuttuğum anı dünyalara değişmem , eminim alex de öyledir . |
16 Temmuz 2010 Cuma
badavut'ta bir yağmur damlası

Yine arayı açmışım farketmedim bile , kızımla bütün kış hayalini kurduğumuz tatile gitme arefesinde bir sürü şey karambole gelmiş .
*En basitinden koca bir dünya kupası geldi geçti , gündüz maçlarını izleyemedim genellikle akşamları oynanan özellikle de çeyrek final ve üstü maçları izledim ve bir futbolsever olduğum için kendime teşekkür ettim . Forlan desem yeter.
*Yine bu karambolde fenerbahçe'de kocaman umutlar , kocaman hedefler vb. kocaman sıfatlı başlıklar altında aykut kocaman teknik direktörlüğe geldi. Hep hayalimdi , bir sürü fenerlinin de hayaliydi ama böyle acaip bir sezonun sonrasında değildi , bu güdük yönetimin altında değildi. En dibe vursaydık mesela küme düşmenin eşiğinden dönsek de maça gelecek 3-5 bin kişi kalmasa ortada işte o zaman gelseydi aykut kocaman takımın başına hayallere daha uygun düşerdi sanki.
*Pardus güzel güncellemeler çıkardı , çeviri veya belge yazma ile pardusa gönüllü destek verme konusunda giderek daha da artan bir heves kabarıyor içimde hadi bakalım hayırlısı.Pardus 2011'de daha aktif olacağım söz veriyorum.
*Feribot hariç 6,5 saat araba sürdüm , volkswagen çok güzel araba yapıyor bir kere belirtmek lazım. Bu ülkedeki bu trafik cahili insanlara da bu arabalar fazla bence , ne sollamayı ne tabela okumayı bilmeyen insanlarla aynı yollarda gitmek intihara eşdeğer.
*Massive Attack gelmiş gitmiş yine sektirdik 45 yaşına gelmeden massive attack konserine gitmeliyim , kariyerimdeki en önemli basamklardan birisi budur aha da paylaştım internette.
*Bize istanbul'da domates diye saman satıyorlarmış , bir de nem oranı düşük olan yerde terlemeden gezmek ne güzelmiş ( bkz. üstteki foto ve çekildiği yer olan sarımsaklı sahili)
* Şekeri yükseltmemenin formulünü buldum ama emekli olmadan veya lotodan parayı vurmadan uygulamam çok zor. O zamana kadar dayanın iç organlarım.
*Karma police arrest this girl
*This is what you get
*Josef K. , bu tatilin kahramanı.
25 Şubat 2010 Perşembe
yapılacaklar
[/caption]- niye hala fenerbahçeli olduğuma dair bir kaç neden daha bulunacak
- hemoglogin a1c testi yaptırıp doktora gidilecek
- kadıköye gidip star wars karakterlerinin oyuncaklarına bakılacak kızım için ( özellikle R2D2)
- ubuntu kurcalanacak
- hemen kırılmayan , güzel boyayan bir set boya kalemi alınacak kızım için
- mümkün olan en yakın tarihte taksime gidip suat ustada tantuni yenecek
- minibüs caddesi üzerindeki hoparlörcü'ye uğrayıp deck+amfi+2 hoparlör'den oluşan bir sistemin ortalama fiyatı öğrenilecek.
- adam gibi bir berber bulunacak.
- friendfeed ve twitter'da her bir haltı "paylaşan" insanlara daha fazla hayret etmemeye çalışılacak.
- hermann hesse'nin okunmamış kitapları alınıp okunacak veya en azından niyetlenilecek.
- önümüzdeki 1 ay içinde en az 1 maça gitmek suretiyle fenerbahçe stadının yolu unutulmayacak
- kızımı birlikte fenerbahçe voleybol takımı(bayanlar) maçına gitmek için ikna etmenin yolları aranacak.
- queensryche grubunun en az 2 albümü baştan aşağı dinlenip savatage ile kıyaslanacak.
18 Ocak 2010 Pazartesi
Sana taptım
Doğduğun gün burnuna o hortumları soktuklarında başladım. 4 senedir aralıksız , her gün sabah akşam sana tapıyorum. O güzel gözlerine , ufacık parmaklarına incecik boynuna sarılırken sımsıkı kavradığın kollarına tapıyorum. Herşeyin önüne aldım seni ve herşeyin üstüne.Saçının bir teline bedel biçtim o bedeli canıma denkleştirdim. Benim için yerlerin ve göklerin en güzelisin. Güzelliğini tarif etmeye hiç bir edebi akım yeterli olmaz. Benim için heyecanların en coşkulu olanısın , 3-0'dan 4-3 çevrilen bir maçın sonundaki coşkuyu bilirdim bir de anneni ilk gördüğüm andakini , sen hepsini geçtin güzel kızım.
Her gün bir sürü insanla nefret ve pazarlık dolu anlar geçiriyorum , her gün akşama yaklaştıkça dakikaları daha çok sayar oluyorum. Bütün gün 19 inç monitöre bakmaktansa senin o gülen gözlerine bakmak istiyorum.Her akşam kasayı kapatıp hesapları tutturduğumda bütün yorgunluğumla sana geliyorum.Banka kredisini ödemek için daha çok çalışmam gerektiğini bilerek ve sırf bu yüzden seninle daha az vakit geçirmeye katlanarak geliyorum ve seneler boyunca böyle geçeceğini , gün gelip de yabancı bir adamı daha çok sevip beni terk edeceğini bilerek sana geliyorum , güzel kızım.
doğum günün kutlu olsun...
1 Ocak 2010 Cuma
30 Kasım 2009 Pazartesi
ağaç yaşken eğilirmiş
Çocuk - yağmursena ve fenerbahçe | izlesene.com
acaba doğru mu yapıyoruz "taraftar" olmayı çocuklarımıza öğretmekle ?
20 Kasım 2009 Cuma
sonbahar kışbahar yazbahar yaz...
ben - sonbahar geldi ya prensesim o yüzden , sonbaharda yapraklar dökülür
y.sena - hıı o yüzden mi soğuk oldu ?
ben - evet prenses
y.sena - peki kışbahar gelince daha mı soğuk olur ?
ben - kışbahar mı ?
y.sena - evet sonbahar sonra kışbahar oluyor ya
ben - sonra ne oluyor peki ?
y.sena - sonra da yazbahar oluyor ya , havuza gidiyoruz ya
ben - evet prenses sonbahar kışbahar yazbahar diye gidiyor sonra denize gidiyoruz
....
.....
hastayım şu çocukların düz ve yalın mantığına...
14 Kasım 2009 Cumartesi
ilk maçın hikayesi
Bugün kızımla ilk maçımıza gittik . Bir kenara not edilmesi gereken bir tarih , bileti de koydum cebimde hala duruyor bir kaç gün sonra resimdergi vs. arşivinin içine atarım.Bir kız çocuğu olunca ilk maçın seçimi önemliydi , öncelikle maç ortamından korkup çıkmak istediğinde rahatlıkla çıkıp oyalayabileceğim bir maç/stad/salon seçimi olması gerekiyordu bu sebeple bir futbol maçı olamayacağına karar verdim kendimce ( zaten takım cezalı olduğundan kadıköyde uzunca bir süre görünmeyecek olmaları bu seçimi kolaylaştırdı.) Biraz daha ailecek izlenecek sporlar kategorisine girmelerinden dolayı voleybol ve basketbol arasında seçim yapmak gerekiyordu.Spor dalını belirledikten sonra takvime baktım bayan ve erkek takımları bu hafta avrupa kupaları sebebiyle bol mesai yapıyordu. Erkek takım maçlarına genelde daha fazla ilgi olmasından dolayı "sakin" maç kriterime göre geride kaldılar , zaten salon olarak da gerek haldun alagaş gerekse abdi ipekçi "kolayca çıkıp oyalanabilecek salon" kriterinden sınıfta kalınca otomatik olarek elimde tek seçenek kalmış oldu , bayan basket takımının caferağa salonundaki maçı. Hem bayan basket takımı olması sebebiyle fazla kalabalık olmayan bir salon hem de kadıköyün göbeği gibi istediğimiz anda çıkıp gezebileceğimiz bir salon. Zatan ne zaman caferağa salonunda maça gelsem hayıflanırım keşke şurda adam gibi 2000-3000 kişilik bir salon olsa ne güzel olurdu diye.Maçtan önce küçükyalı fenerium a gidip birşeyler alalım dedik , sarı beyaz fermuarlı bir polar beğendim ben ama hanfendi inadı tuttu kollarını bağladı ben bunu beğenmedim dedi ve olay orda bitti.4 yaşında zehir gibi kafası çalışan (ki o yaşlarda çocukların hepsi böyle galiba) bir kızınız varsa kendi selametiniz için o kollarını bağlayıp dudağını büzüştürdüğünde hemen geri adım atın , kazanamazsınız. Ben de böyle yaptım ve tamam sen seç deyip hem didişmekten yırttım hem de psikologların çocuğunuzun kendi kararlarını vermesini teşvik edin tavsiyesine uymuş oldum. O da gitti benim en gıcık olduğum şu fosforlu sarı renk formayı seçti , el mecbur aldık. Bol trafikli ve dur kalklı bir küçüyalı-kadıköy seyahatinden sonra salona ulaştık. Biletimizi aldık ve salona kendimizi attık. Bizim kız ilk defa gördüğü bol gürültülü ve hareketli ortamın şaşkınlığıyla 5 dakika geçirdi , bu süreyi doldurur doldurmaz rakip istanbul ünv.de kafasında sarı bant olan siyahi oyuncunun erkek olduğunu iddia etmeye başladı ve niye herkes (oyuncular) kızken bir tek onun erkek olduğunu her çocuk gibi net ve tatmin edici bir cevap alana kadar sordu. Cevap tatmin etmeyince arkasını dönüp naklen yayın yapan kameraların hakeretlerini izlemeye koyuldu.Devre olunca aşağı indik çikolata ve yedigün alıp bu sefer diğer tarafa geçtik birlikte. İkinci yarı başında tezahüratlara sadece el çırpma ile katıldı , beklediğim gibi 10 dakika sonra yine dikkati dağıldı ve maçı bırakıp koltukların şekillerini sorgulamaya başladı , bir ara saha içinde kenardaki koltuklara gitmek istedi olmaz deyince bir dahaki maça oraya bilet almamı hatırlattı ,
merdivenler yerine koltuklardan atlayarak inip çıkanlara kızdı , niye merdivenden çıkmadıklarını sordu.Etraftan sıkılınca biraz maçı izledi benimle birlikte, bir kaç defa basketbol demeyi denedi yine sıkılınca yan taraftaki boş koltuklar arasında biraz dolandı ve benim en baştan beri beklediğim şey söylemek için yanıma geldi , "baba ne zaman bitecek bu ?" Emir büyük yerden deyip toparlandım hemen , aşağı indik inerken de annesinin kucağında uyuyan bir bebeğe baktık. Gayet memnun biçimde salondan dışarı çıktık.Benim açımdan ilk maç deneyimi hiç sıkmadan boğmadan yumuşak bir geçişle atlatılmıştı , bundan sonra adım gibi biliyorum ki sırf devre arasında yediğimiz dido'nun hatırına bile tekrar maça gelmeyi isteyecektir.Yavaş yavaş heyecanı bol ve kalabalık maçlara geçiş için öncelikle bu sene bol bol bayan basketbol ve voleybol maçlarında boy göstermemiz gerekecek ama çünkü 10 dakikada bir nükseten bababensıkıldım rahatsızlığının en kestirme tedavisi salonun dışına çıkmak olacağı için bu imkanı verebilecek dal ve türü seçmeye devam edeceğim. Stada gitmeye daha çok var.
28 Ekim 2009 Çarşamba
ilk müsamere
cümlenin sonunda.Her zamanki gibi fotograf makinasını pillerini kontrol etmeyi unuttuğum için tam benim prensesin de olduğu 4 yaş grubu sahneye çıkacakken simsiyah ekrandaki pil bitmiş uyarısı ile kendime bir defa daha küfür ettim,sonrasında en geleneksel yöntemle pilleri çıkartıp pantolona sürttükten sonra yerlerini değiştirerek tekrar taktım ve bana acıyan makina "hareketli objeyi çekme" seçeneği ile devam edebilmeme izin verdi.
Cumhuriyet bayramı müsameresi olduğu için bol bayraklı bol şiirli geçti diyebilirim , ben küçükken ilkokulda falan bu bayram kutlaması veya birşeyin yıldönümünü anma gibi durumlarda çok tırsardım , saygı duruşunda falan gülerim de öğretmen görürse dayak/fırça yerim diye. Bugünkü gösteride benim prenses perde açıldı gözleriyle şöyle bir tur atıp bizi gördükten sonra ağlamaya başladı bitene kadar durmadı. İnsan hiç ağlamasın çıksın çatır çatır şarkısını söylesin herkesi kendisine hayran etsin istiyor bir tarafıyla ama sonra en nihayetinde daha 4 yaşında bir çocuk deyip içinden salya sümük ağlamak geliyorsa ağlasın deyip kendi içinde işi tatlıya bağlamış oluyor.
Geçen hafta sabah kreşe gitmek için uyandığında "baba beni ne zaman maça götüreceksin" diye sormuştu bu akşam yanıma alıp kızım bu kadarcık bir kalabalıkta heyecanlandıysan maça gittiğimizde ne yapacaksın güzel prensesim diye sorasım geldi ama yine karşımdakinin bir çocuk olduğunu hatırlayıp sustum. İnsan çoğu zaman kendi gibi zannedip karşısındaki çocuğu hizaya sokmaya çalışıyor ya dışardan bakıldığında en komik göründüğü zamanlar bunlar oluyor.
Babalar ve kızları üzerine daha çok yazmak lazım.
3 Ekim 2009 Cumartesi
sundance olsun taştan olsun

Evet böyle bir zaaf oluşmuş bende meğer , sanırım Pi filmini izledikten sonra oldu . Bir filmin kapak resminde sundance logosu görünce sorgusuz sualsiz sepete atıyorum. Grace de böyle oldu , 20 dakikadan fazla bir süre dvd raflarını tavaf ettikten sonra tam kasaya yönelirken kanlı biberon resmine kanıp elime almam ile "bu filmi de almak lazım" ibaresini düşmem bir oldu.
Yaklaşık 4 yıllık baba olduğumdan içinde çocuk ,evlat vs. geçen her şeye karşı özel bir alakam oluştu , mesela şu karabulut cinayetindeki kızın babası yerine koyuyorum kendimi benim başıma öyle bir şey gelse değil mikrofonların önüne çıkmak 2 tane cümle kuracak kadar kafamı toparlayamazdım herhalde. Bir de Irakta amerikalıların esir aldığı bir ıraklı babayı kucağındaki çocuğu ile birlikte dikenli tellerin arasından kadraja alan fotografı gördüğümde dakikalarca kendime gelememiştim.
Neyse bu film daha çok annelik üstüne kurulu , garibim baba ortamı yarı yolda terkediyor ama yine anneliğe , evlat sevgisine garip ve biraz da ütopik bir bakış fırlatmış yönetmen veya
senarist artık hangisinin aklına ilk geldiyse. Zaten en temelinden fiziksel bir bağ ile başlayıp duygusal destekle süren anne-çocuk ilişkisinde annenin ne kadar gözü kara olabileceği üzerine suratımıza soru işaretleri fırlatılıyor bolca . Ben payıma düşenleri aldım ve "anne" lerden daha da tırsar hale geldim. Ama babalığın annelikten daha ulvi , çetrefilli ve açıklanamaz olduğu konusundaki ısrarlarımdan geri adım atmış değilim. Bu konudaki düşüncelerimi toparlayıp yazmak istiyorum ama ilk önce Turgenyev'in Babalar ve Oğullar kitabını hatim ettikten sonra ordan zıplayıp en tarif edilmez duygu olan babalar ve kızlarının ilişkisi üzerine ahkam kesecek birikime gelmem lazım ki bu konuda dünyalar güzeli bir yardımcım var.
Sözün özü arşive konulacak bir filmdir , alınıp izlenmesinde fayda vardır diyelim ki teşvik edici olsun biraz.







